10/25/2020
Dikkat! Tiyatro Grubu Çıkabilir

Bugünlerde, bir üniversite kampüsüne adım attığınızda koridorlarda yankılanan bağrışmalar duyabilir, koşturan, zıplayan insanlar görebilir ya da kendinizi derin derin nefes alıp veren bir grubun ortasında bulabilirsiniz. Merakınıza teslim olup onları izlemeye karar verirseniz, soğuk ve tozlu koridorlarda canhıraş bir çaba içerisindeki bu bir grup delinin aslında üniversite bünyesinde tiyatro yapmaya çalışan öğrenciler olduğunu fark edersiniz.

Taşkışla Sahnesi olarak, İTÜ’de 7 yıldır “koridor tiyatrosu” yapıyorduk. Çalışmalarımızı sürdürdüğümüz Habitat Holünden geçip giden insanların bakışları altında tiyatro yapmaya tam alışmıştık ki koridorumuza kondurulan prefabrik sınıflar nedeniyle “kampüs içi konar-göçer tiyatro” modeline geçmek durumunda kaldık. Bu “kaderi” paylaşan tek grup da değiliz üstelik. Bu sene, Kültür ve Sanat Birliği binasının yıkılacağının açıklanmasıyla, Maçka’daki tiyatro salonunun kapatılmasıyla İTÜ genelinde tüm tiyatro grupları “konar-göçer” modele geçiş yapmış bulunuyor.

Üniversite broşürlerinde boy boy fotoğraflarla tanıtım için kullanılan “tiyatro kulüplerinin” aslında mekansız, sahnesiz, koridorlarda ya da amfilerde çalışmak durumunda kalması tesadüf mü? Yıllar boyunca pek çok tiyatro grubunu ağırlayan, üniversite bünyesindeki tiyatro topluluklarının çalışmalarına sahne olan İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi’nin “kaderi” düşünüldüğünde pek de değil. ÖKM’nin üniversite bünyesinde kurulan Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi ile ikame ediliyor olması, üniversitelerdeki kamusal alanın ticarileşmiş bir zihniyete teslim edilişini hiçbir metafora ihtiyaç bırakmayan bir netlikle ortaya koyuyor. Fakülte dekanının, ÖKM’de tiyatro faaliyetlerini sürdürmekte ısrar eden öğrencilere bu değişikliğin “daha iyi hizmet” amacıyla söz konusu olduğunu açıklaması ise trajikomik bir tiyatro oyunundan fırlamış görünüyor.

Bilimin, özgür düşüncenin, sanatın ve en önemlisi bütün bunları içinde barındıran kamusal alanın tezahürü olan üniversitelerde öğrenci etkinliklerine yönelik tasfiye girişimlerinin, yönlendirme çabalarının ardında yatan zihniyeti tanıyoruz. Her gün gazetelerde, televizyonlarda bu zihniyetin izlerini görüyoruz. “Hizmet için” ya da “kamu yararına” diye sunulan projelerin aslında kamunun fikrini almadan gerçekleştiğini biliyor ve kime hizmet için ya da neyin yararına yapıldığını merak etmeden duramıyoruz. Hal böyle olunca, üniversitelerde kendine yer bulan aynı zihniyetin “daha iyi hizmet” amacıyla biz tiyatro gruplarını mekansız, sahnesiz bırakmasına da şüpheyle yaklaşıyoruz.

Kendimizi ifade ettiğimiz, derdimizi dillendirdiğimiz, sanatımızı icra ettiğimiz kamusal alanlarımızı savunmak bizim en tabi hakkımız. Fakat bu hakkın gasp edildiğini, sahnelerin bizlere bir “nimet” gibi sunulduğunu ve sonra da fütursuzca elimizden alındığını görüyoruz. İşte bu noktada, çalışma mekanlarımızı, sahnelerimizi elimizden alarak bizi kamusal alandan kovmaya çalışan bu zihniyete, her yeri çalışma mekanına, sahneye çevirerek cevap veriyoruz. Çünkü üniversitenin bize, düşünen, tartışan ve üreten üniversite bileşenlerine ait olduğunu ve böyle bir zihniyetin üniversitelerde hiçbir şekilde barınamayacağını biliyoruz. Çünkü üniversite bizim, üniversite biziz.

Üniversite tiyatrolarına yönelik her müdahalede bunu yeniden hatırlarken, İstanbul Üniversitesi ÖKM Sahnesi ve Fen Fakültesi Tiyatro Kulübü’nün yanında olduğumuzu, çalışma mekanlarına yeniden kavuşmaları için birlikte mücadele edeceğimizi ilan ediyoruz.

Kategoriler